Nur Alemi

Nur Alemi

Nuralemi

 

rabıta

HACEGAN YOLUNUN 11 ESASI

Hacegan yolunu tanımak Hace Abdülhalik Gucdüvani(k.s.)  hazretlerinin koyduğu on bir esası bilmeye bağlıdır. Bu on bir esas Hacegan büyüklerinden rivayet olunan sözlerle özet olarak şöyle açıklanabilir.

  1. Huş der-dem (nefeste şuur)
  2. Nazar ber-kadem (ayağa bakış)
  3. Sefer der-vatan (vatanda yolculuk)
  4. Halvet der-encümen ( toplulukta yalnızlık)
  5. Yadkerd (zikretmek)
  6. Bazgeşt ( dönmek)
  7. Nigahdaşt ( korumak)
  8. Yaddaşt (hatırda tutmak)
  9. Vukuf-ı zamani (zamanı kontrol)
  10. Vukuf-ı  adedi (sayıyı kontrol)
  11. Vukuf-ı kalbi ( kalbi kontrol)

 

1.  HUŞ DER-DEM (Nefeste şuur)

Bunun manası şudur: Nefes sahibi derinden gelen her bir nefes anında huzur içinde ve uyanık olmalı, gafletin vücudunu sarmasına fırsat vermemelidir.

Mevlana Sa’deddin-i Kaşgari bunu şöyle tarif etmiştir:

“Huş der-dem, bir nefesten diğerine geçerken gafletten uzak olmak, nefesi huzur içinde almak ve her nefeste Allah’tan gafil olmayıp O’nu hatırda tutmaktır.”

Hace Bahaeddin Nakşibend(k.s.) hazretleri ise bu esası şu şekilde açıklamıştır:

“Bu yolda işin temeli, nefesi korumak üzerine kurulmuştur. Yani bütün gücü nefesi korumaya yöneltmek ve her nefesi huzur içinde almaya hasretmek gerekir. İçinde bulunduğun anı en iyi şekilde değerlendirmen, seni, geçmişi hatırlamak ve geleceği düşünmekten uzak tutarak nefesi boşa harcamanı önler. Nefes alıp verirken ve ikisi arasında onu koru ki, nefes aşağıya gidip yukarıya çıkmasın!”

Nureddin Abdurrahman-ı Cami, “Rubaiyyat Şerhi” nin sonunda şöyle der:

“Şeyh Ebü’l-Cinan Necmeddin-i Kübra Fevatihu’l-Cemal adlı risalesinde bu meseleyi şöyle izah eder: Bu zikir canlıların zaruri olarak alıp verdikleri nefesleriyle alakalıdır. Zira nefes alınıp verilirken, canlı ister onun farkında olsun, isterse olmasın Hak Sübhanehü ve Teala’nın gaybet-i hüviyetine işaret olan ‘he’ harfini söylemiş olur. Allah isminde bulunan ‘he’ harfi de bunun aynısıdır. Öyleyse akıllı olan talip Hak Teala’dan hiçbir zaman gafil olmamalıdır. Bu uyanıklık öyle olmalı ki, zakirin bu harfi şerifi telaffuz ederken daima Cenab-ı Hakk’ın hüviyyetini hatırda tutması gerekir. Bu manayı korumada o derece gayret sarfetmeli ki zahmet olmadan bu nisbet gönlünde yer etmelidir. Hatta zorlasa bile bu nisbeti gönlünden çıkaramamalıdır.

2. NAZAR BER-KADEM (Ayağa bakış)

Salik şehirde, kırda, çarşıda, pazarda velhasıl her yerde, gidip gelirken, huzurunun dağılmaması ve bakılmaması gereken yere ilişmemesi için bakışını ayağa çevirmelidir. Bir başka deyişle nazar ber-kadem, salikin varlık mesafelerini kat etmesi be kendini beğenme dar geçitlerini aşması sırasında süratli gitmesinden ibarettir. Yani ayağını, gözünün görebildiği en son noktaya basmasıdır.

3. SEFER DER-VATAN (Vatanda yolculuk)

Salikin kötü ahlaktan ve doğuştan gelen beşeri sıfatlardan uzaklaşması yani beşeri sıfatlardan meleki sıfatlara, kötü sıfatlardan güzel sıfatlara intikal etmesidir.

 Tarikat şeyhlerinin halleri sefer ve ikameti tercih etme hususunda farklı farklıdır. Hacegan büyüklerinin usulü şudur: Öncelikle onlar başlangıçta bir Allah dostunun hizmetine girmek için sefer ederler. Bu gerçekleştikten sonra o büyük zatın himayesinde ikamet ederler. Eğer bulundukları yerde bir Allah dostu varsa seferi terk edip onun hizmetinde gafletten uzaklaşıp uyanık olma melekesini öğrenir ve ilahi irfanı tamamlamaya güzelce ve özenerek çaba sarfederler. Bu melekeyi kazandıktan sonra ikamet ve seferi birlikte götürürler.”

4. HALVET DER-ENCÜMEN (Toplulukta yalnızlık)

Hace Bahaeddin Nakşibend(k.s.) hazretlerine “Sizin tarikatınızın binası hangi temel üzerine oturmaktadır?” diye sordukları zaman “Halvet der-encümen” cevabını verir.

Halvet der-encümen, zahirde halk, batında Hak Teala ile olmak demektir.

Allah Teala’nın “Ticaret ve alışverişin kendirlini Allah’ın zikrinden alıkoymadığı adamlar…” (Nur 24/37) buyruğu bu makama işarettir.

Şah-ı Nakşibend (k.s) bu konuda şöyle buyurmuştur:

“Gönül huzuru, halk ile beraberlikte yalnızlıktan daha fazla gerçekleşir. Bizim yolumuzda Batıni nisbet ancak bu şekilde ele geçer. Bizim yolumuz sohbettir. Halvette şöhret, şöhrette ise afet vardır. Hayır cemiyette, cemiyet de sohbettedir. Ancak bu halin gerçekleşmesi sohbetin faydalı olması şartına bağlıdır.”

Hace Evliya-i kebir “halvet der-encümen”in nasıl olması gerektiğini şu şekilde izah eder:

“Salik zikir ve istiğrakla öyle hemhal olmalıdır ki, pazara girse dahi, ne bir söz ne de bir ses onun huzurunu bozmalıdır.”

Hace Ubeydullah Taşkendi ise bu hali şöyle açıklar:

“Eğer kişi gayret ve özenle zikirle meşgul olursa beş-altı günde öyle bir mertebeye erişir ki duyduğu sesler ve halkın konuşmaları ona zikir gibi gelir. Hatta kendi konuşmaları da böyledir. Ancak gayret ve özen olmazsa bu hal gerçekleşmez.”

5. YADKERD (Zikretmek)

Dilin kalple birlikte zikridir. Zakir bütün zamanını zikre dalmış olarak geçirmeli, hiçbir şekilde kendini ondan alıkoymamalıdır. Bu hal tevhid zikredenin gönlünde karar kılana kadar sürmelidir. Bu şekilde zikir kalbin ayrılmaz bir sıfatı haline gelir ve kalp daima zikretmeye başlar. Böylece onda Cenab-ı Hak tarafına bir yönelişle birlikte uyanıklık hali meydana gelir. Artık talip hiç zorlanmadan kendiliğinden Hakk’ın dışındaki her şeyden yüz çevirir. Asıl terk, gerçek zikir ve hürriyet neymiş, işte bunu o zaman anlar.

6. BAZGEŞT (Dönüş)

Zikir yapan kelime-i tayyibeyi ya da ism-i Celal’i gömül diliyle her söyleyişinden sonra ardından yine gönül diliyle “İlahi ente maksudi ve rizaike matlubi” cümlesini söylemesidir.Buna bazgeşt cümlesi denir. Zira salik Allah’ın dışındaki her şeyi terk ettiğini bu dönüş cümlesiyle dile getirir ve hatırına gelen her şeyi yok eder. Sonunda onun zikri katışıksız olur. Sırrı masivadan temizlenir. Eğer acemi mürid ilk zamanlar bazgeşt cümlesini söylerken kendisini samimi bulmazsa, yani gönlünde henüz muhabbet-i gayriye olduğunu fark etse ve “Allahım, maksadım sensin ve isteğim senin rızandır” derken yalancılık yaptığını düşünse de bu şekilde zikre devam etmelidir. Çünkü sıdk aşama aşama gerçekleşir. Zakir yapa yapa ustalık kazanır ve sıdk halini, zikri devam ettirmek suretiyle elde edebilir.

7. NİGHAHDAŞT (Korumak)

Nigahdaşt gönlü düşüncelerden korumaktır. Zikir yapan, bir demde ne kadar kelime-i tevhid ya da İsmi Celal söylerse söylesin yine de düşüncesi dağılmamalıdır.

Bir kimse bu hali, hayal gücünü kendi amelinden bu zaman zarfında sıyırmasıyla elde edebilir. Unutulmamalıdır ki yarım saat dahi olsa kişinin hayal gücünü kendisinden tamamen uzaklaştırması çok zordur. Bunu gerçekleştirmek hakikat ehlince büyük bir başarı ve ender görülen bir durum olarak kabul edilir.

8. YADDAŞT (Hatırda tutmak)

Hak Sübhanehü ve Teala’yı daima hatırda tutmak demektir. Bundan önceki esaslar bu halin gerçekleşmesini sağlamak içindir. Yaddaşt, Canab-ı Hakk’ın zati sevgisinin gönüle yerleşmesiyle oluşur.

9. VUKUF-I ZAMANİ ( Zamanı kontrol)

Bahaeddin Nakşibend(k.s.)  bu esası şöyle açıklamıştır:

“Salikin amelini tam olarak yapabilmesi ve isteklerine ulaşabilmesini sağlayan vukuf-i zamani kulun hallerine vakıf olması, her nefeste halinin şükrü mü yoksa özrü mü gerektirdiğini bilmesidir.”

Mevlana Yakub-i Çerhi (k.s.) bu hususta der ki:

“Hace Bahaeddin Nakşibend, kabz (darlık) halinde istiğfar, bast (genişlik) halinde ise şükrü emretmiştir. O halde bu iki halin gerektirdiği ameli yapmak vukuf-i zamanidir. Şah-ı Nakşibend hazretleri yine, salikin terbiyesinin vukuf-i zamanide saat üzerine bina edildiğini söylemiştir. Bununla da salikin halinin düzgün olması için vakitleri koruyup iyi değerlendirmesi gerektiği vurgulanmıştır. Salih her nefesinin huzurla mı gafletle mi geçtiğini kontrol etmelidir. Eğer salik nefesine sahip ve vakıf olamazsa bu iki sıfata da vakıf olamaz.

Mutasavvıflar vukuf-ı zamaniyi muhasebe yapmak şeklinde tarif etmiştir.

10. VUKUF-I ADEDİ (Sayıyı kontrol)

Zikirde sayıya riayet etmektir. Bahaeddin Nakşibend (k.s.) bunu şu şekilde açıklamıştır:

“Kalp zikrindeki sayıya uymaktaki gaye, gönüle dağınık düşüncelerin gelmesini önlemektir. Hacegan büyüklerinin sözlerinde, filan kimse filana vukuf-ı adediyi emretti denilir. Bununla adede uyarak kalp zikri yapmak kastedilmiştir. Ancak sadece sayıya uymak tek başına yeterli değildir. Yani asıl maksat, kalp zikridir. Sayıya uymak ise araçtır ve ikinci derecede önemlidir. Zikir yapan kişinin bir nefeste üç, beş, yedi veya yirmi bir..vb. gibi tek rakam üzere zikretmesi gereklidir. Sayı her zaman tek olmalıdır.

11. VUKUF-I KALBİ (kalbi kontrol)

İki manası vardır; birincisi zikredenin Hak Teala’yı devamlı gönlünde tutması, daima uyanık olmasıdır. Bu da yad daşt nevinden bir haldir.

İkinci manası ise, zikredenin gönlüne vakıf olmasıdır. Yani zikreden, zikir esnasında sol memenin altında bulunan et parçasına yönelmeli, onu devamlı zikirle meşgul etmeli ve zikrin manasından gafil olmamalıdır.









 

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=